Read synchronized with  English  Russian 
Martı.  Anton Çehov
4 PERDE.
< Prev. Chapter  |  Next Chapter >
Font: 

Sorinler'in evinde Konstantin Treplev'in çalışma odası yaptığı bir salon. Sağda ve solda içerdeki odalara açılan kapılar. Tam karşıda, terasa açılan camlı kapı. Bir konuk salonunda bulunması olağan eşya dışında, sağ köşede bir yazı masası, sol kapının yanında alaturka bir sedir, ayrıca bir kitaplık, pencere önlerinde ve iskemlelerde kitaplar. Vakit akşamdır. Abajurlu bir masa lambasının aydınlattığı odanın loşluğunda, bahçedeki ağaçların hışırtısı, rüzgârın bacalardaki uğultusu işitilmektedir. Bekçinin sopa vuruşları. Medvedenko ve Maşa girerler.

MAŞA (Seslenir.) KonstantinGavrilıç! Konstantin Gavrilıç! (Çevreyebakınır.)Kimsleryok! ihtiyarda her an "Kostya nerde, Kostya nerde?" diye sorup duruyor. Yapamıyor onsuz...

MEDVEDENKO - Yalnızlıktan korkuyor. (Kulak kabartır.) Ne berbat bir hava! ikinci gün böyle.

MAŞA (Lambanın fitilini açar.) - Gölde dalgalar göklere çıkıyor.

MEDVEDENKO - Bahçede göz gözü görmüyor. Söylesek de şu tiyatro sahnesini söküp atsalar. Çıplak, çirkin bir iskelet. Perdesi rüzgârda saklıyor. Dün akşam oradan geçerken, sanki birisi ağlıyormuş gibi geldi bana. MAŞA - Daha neler... (Bir sessizlik.)

MEDVEDENKO - Maşa evimize gidelim. MAŞA - (Başını olumsuz anlamda sallar.) - Ben gece burada kalacağım.

MEDVEDENKO (Yalvarır.) - Maşa, gidelim! Yavrumuz açtır belki.

MAŞA - Saçmalama. Matryona doyurmuştur. (Bir sessizlik.)

MEDVEDENKO - Yazık yavrucağa... Üç gündür annesiz...

MAŞA - Çekilmez bir adam oldun artık! Eskiden, hiç değilse arada bir, felsefe yapardın. Şimdi "yavrumuz... evimiz... "den başka laf çıkmaz oldu ağzından.

MEDVEDENKO - Maşa, gidelim.

MAŞA - Kendin git.

MEDVEDENKO - Baban bana at vermez.

MAŞA - Verir verir. Git iste...

MEDVEDENKO , Öyle ya, isteyeyim.. Sen yarın mı geliyorsun?

MAŞA - (Enfiye çeker.) Hı, yarın. Uzattın ama artık!

(Treplev ve Polina Andreyevna girerler. Treplev yastıklar ve bir yorgan, Polina Andreyevna bir yatak çarşafı taşımaktadır. Getirdiklerini sedirin üstüne koyarlar. Treplev gidip masasının başına oturur.)

MAŞA - Ne için bunlar anne?

POLİNA ANDREYEVNA - Pyotr Nikolayeviç kendisine Kostya'mn odasına yatak yapılmasını istedi.

MAŞA - Bırakın, ben yaparım... (Yatağı yapar.)

POLİNA ANDREYEVNA - (içini çekerek). Ha ihtiyar, ha çocuk... Farkı y ok...

(Polina Andreyevna, Treplev 'in y azı masasına yaklaşır, dirsekleriyle masaya dayanarak y azılara bakar. Sessizlik.)

MEDVEDENKO - Eh, ben artık gideyim. Allahaıs marladık, Maşa. (Karısının elini öper.) Allahaısmarladık anneciğim... (Kayınvaldesinin elini öpmeye çalışır.)

POLİNA ANDREYEVNA - (Can sıkıntısıyla.) Hadi uğurlar olsun.

(Treplev ona bir şey söylemeden uzatır elini, Medvedenko çıkar.)

POLİNA ANDREYEVNA - (Treplev 'in y azdıklarına bakarak.) Günün birinde gerçekten de yazar olacağınız kimin aklına gelirdi Kostya! Tanrıya şükür olsun, dergilerden para bile gönderiyorlar yazdıklarınız için... (Saçlarını okşar.) Yakışıklı da oldunuz... Kostyacığım, güzelim, benim Maşa'ya da biraz güler yüz gösterseniz ne olur!

MAŞA - (Yatağı yaparken.) Bırakın onu, anne!

POLİNA ANDREYEVNA - (Treplev'e.) Öyle cana yakındır ki... (Bir sessizlik.) Kostya, arada bir güler yüz göster bir kadına, başka bir şey istemez senden. Kendimden bilirim...

(Treplev masadan kalkar, bir şey söylemeden çıkar.)

MAŞA İşte kızdırdınız onu! Bu kadar üstüne varmak çok gerekliydi sanki!

POLİNA ANDREYEVNA - Ne yapayım, üzülüyorum senin için Maşenka!

MAŞA - Ne de gerekli ya!

POLİNA ANDREYEVNA - İçim parçalanıyor sana baktıkça... Görmüyor, anlamıyor değilim ki...

MAŞA - Budalalık hepsi. Umutsuz aşk romanlarda olur. Saçma bütün bunlar. İnsanın kendini bırakmaması, balığın kavağa çıkmasını bekler gibi boş umutlara kapılmaması gerek... Yüreğinde aşkın kıpırtısını duydun mu, yapılacak en iyi şey onu oradan kovmaktır. Kocamı başka

bir yere atayacaklarmış zaten. Hele gidelim oraya, unutacağım her şeyi, kökünden söküp atacağım yüreğimden. (iki oda öteden hüzünlü bir vals duyulur,}

POLİNA ANDREYEVNA - Kostya çalıyor, İçi sıkılıyor çocuğun.

MAŞA - (Sessizce birkaç tur vals yapar.) En önemlisi anne, gözden ırak olması... Benim Semyon'un atanma işi olsun, gidelim, bir ay geçmeden her şeyi unutacağım. Saçma bütün bunlar.

(Soldaki kapı açılır. Dorn ve Medvedenko, tekerlekli koltuğunda Sorin 'i getirirler.)

MEDVEDENKO Altı nüfus benim elime bakıyor şimdi. Gel gör ki sekiz okka un, yetmiş kapik... DORN - Yetirebilirsen yetir ha!

MEDVEDENKO - Sizin için hava hoş! Denizde kum, sizde para.

DORN - Para mı? Otuz yıl gece gündüz, anamdan emdiğim süt burnumdan gelircesine çalıştıktan sonra, iki bin ruble artırabilmişim. Onu da geçenlerde yurt dışında harcadım. Şimdi meteliğim yok.

MAŞA (Kocasına.) Sen daha gitmedin mi?

MEDVEDENKO (Suçlu). - Nasıl gideyim? At vermezlerse...

MAŞA (Can sıkıntısı ve öfkeyle, yavaş sesle.) - Gözüm seni görmesin!

(Sorin 'in koltuğunu odanın sol tarafına getirirler; Polina Andreyevna, Maşa ve Dorn da Sorin 'in yakınında otururlar, Medvedenko üzüntü içinde bir köşeye çekilir.)

DORN - Ne kadar değişmiş burası! Konuk salonu çalışma odası olmuş.

MAŞA - Konstantin Gavrilıç daha rahat çalışıyor burada. Canı istediğinde çıkıp bahçede dolaşıyor, düşünüyor.

(Bekçinin sopa vuruşları.)

SORİN - Kardeşim nerede?

DORN - İstasyona Trigorin'i karşılamaya gitti. Neredeyse döner.

SORİN - Kardeşimi çağırttığınıza göre hastalığım tehlikeli demek. (Kısa bir susuştan sonra.) Şu işe bakın, tehlikeli biçimde hastayım, ama kimsenin ilaç verdiği yok!

DORN - Ne istiyorsunuz ilaç olarak? Valerian damlası mı? Karbonat mı? Yoksa kına mı?

SORİN - İşte, felsefe başlıyor yine! Of, ne bitmez çiledir bu! (Başıyla sediri göstererek.) Benini için mi serildi?

POLİNA ANDREYEVNA - Sizin için PyotrNikolayeviç.

SORİN - Çok teşekkür ederim.

DORN (Bir şarkı mırıldanır.) - "Yüzüyor ay gece göklerinde..."

SORİN - Ne diyeceğim bakın, Kostya'ya bir hikâye konusu vermek istiyorum. Adı şöyle olmalı:/'İstemiş olan adam." ' 'L'homme qui a vouli." Bir zamanlar gençken yazar olmak istedim, olamadım. Güzel konuşmaya özendim, beceremedim, dilin canına okudum. (Kendini taklit eder.)" vesselam filan, falan filan..." Öyle ki başladığım lafı bağlayana kadar ter basardı. Evlenmek istedim, evlenemedim. Kentte yaşamak isterdim, hayatım köyde sona eriyor, vesselam!

DORN - Yüksek dereceli devlet memuru olmak istiyordun, oldun.

SORÎN (Güler.) - Bunun için özel çaba harcamadım. Kendiliğinden oldu.

DORN - İnsanın altmış iki yaşında hayatından hoşnut olmadığını belirtmesi, kabul edersiniz ki yüce gönüllü bir davranış değil.

SORİN - Ne dik kafalı adam bu! Yahu, ben yaşamak istiyorum, anlasanıza!

DORN - Hafiflik... Doğa yasalarına göre her yaşam bir yerde sona ermek zorundadır...

SORİN - Siz doymuş bir adam olarak yargı veriyorsunuz. Kanıksamışsınız artık, hayata karşı umursamazlığınız bundan, sizin için hepsi bir. Fakat ölmek sizin için de korkunç olacak.

DORN - Ölüm korkusu hayvansal bir korkudur... Onu altetmek gerekir. Ancak ölümden sonraki hayata inananlar bilinçli olarak korkarlar ölümden, çünkü günahlarının ağırlığı altında ezilirler... Oysa siz, bir kere öteki dünyaya inanan biri değilsiniz; ikincisi ne günahınız var? Yirmi beş yıl Adalet Bakanlığında çalıştınız, hepsi bu. SORİN (Güler.) - Yirmi sekiz. (Treplev girer; Sorin 'in ayak ucundaki sandalyeye oturur. Maşa tüm sahne boyunca gözlerini ayırmaz ondan.)

DORN - Konstantin Gavriloviç'in çalışmasına engel oluyoruz.

TREPLEV - Yok canım. (Bir sessizlik.)

MEDVEDENKO - Doktor, yurtdışında en çok hangi şehirden hoşlandığınızı sorabilir miyim? DORN - Cenova'dan. TREPLEV - Neden Cenova?

DORN - Çünkü orada sokakları dolduran kalabalıkta insanı çeken, etkileyen bir şey vardır. Akşamüstü otelinden çıktığında, sokakların insanla dolduğunu görürsün. Sen de bu kalabalığa karışır, onunla kaynaşır, belirli amacın olmadan, gelişigüzel dolaşır durursun. Kendini bu kalabalığın bir parçası hisseder, evrensel bir ruhun varlığına inanmaya başlarsın... Hani bir zamanlar sizin oyununuzda Nina Zareçnaya'nın oynadığı türden bir şey... Sahi, Zareçnaya nerelerde şimdi? Ne yapıyor?

TREPLEV - İyi olduğunu sanırım.

DORN - Biraz tuhaf bir yaşam sürdürdüğü çalındı da kulağıma... Nedir bu işin aslı?

TREPLEV - Uzun hikâye bu doktor.

DORN - Siz kısaca anlatsanız...

TREPLEV - Evinden ayrıldıktan sonra Trigorin'le yaşamaya başladı. Bunu biliyorsunuz, değil mi?

DORN - Biliyorum, evet.

TREPLEV - Bir çocuğu oldu, çocuk öldü. Sonra Trigorin, beklenmesi gerektiği gibi, onu bırakıp eski ilişkilerine döndü. Zaten bu ilişkileri hiçbir zaman koparmamıştı, kurnazlıkla hepsini birden idare edecek karakterde biridir çünkü. Bunlardan anlayabildiğim kadarıyla Nina özel yaşamında başarısızlığa uğradı.

DORN - Ya sahnede?

TREPLEV - İşin bu yanı sanırım daha da kötü. Moskova yakınlarında yazlık bir tiyatroda başladı, taşraya gitti sonra. İlk zamanlar onu izliyor, nereye giderse ardından gidiyordum. Büyük rollere heves ediyordu. Fakat sesi kaba, kulak tırmalayıcı, hareketleri sert ve keskindi. Arada bir yeteneklice bağırdığı, yeteneklice öldüğü anlar olmuyor değildi... Fakat kısa, sürekli olmayan anlardı bunlar.

DORN - Ama yine de yeteneği var demek? TREPLEV - Anlaması kolay değil, ama olsa gerek... Ben onu görüyordum, ama o beni görmek istemiyordu, hizmetçisi de bırakmıyordu otel odasına. Duygularını anlıyor, fazla ısrar etmiyordum görüşmekte. (Bir sessizlik.) Başka ne anlatayım? Sonra buraya döndüğümde, mektuplar aldım ondan. Akıllı, içten, ilginç mektuplardı... Yakınmıyordu hiçbir şeyden, ama alabildiğine mutsuz olduğunu hissediyordum... Her satın, gergin, hasta bir sinirdi sanki... Hayal dünyası da dağınıktı biraz. "Martı" diye imzalıyordu mektuplarını. Puşkin'in "Deniz Kızı" oyununda değirmencinin kendini kuzgun sanması gibi, o da mektuplarında, bir martı olduğunu tekrarlayıp duruyordu. Buradaymış şimdi. DORN - Burada mı? Nasıl yani? TREPLEV - Şehirde, otelde, dört beş gündür orada bir odada kalıyor. Görmeye gidecektim ben, Marya İlyiniçna gitti de, ama kimseyi kabul etmiyor. Semyon Semyonoviç dün öğleden sonra onu kırda, buradan iki vers ötede gördüğünü söylüyor.

MEDVEDENKO - Gördüm ya! Şu yana, şehre doğru yürüyordu. Selamlayıp neden bizi görmeye gelmediğini sordum. Geleceğini söyledi.

TREPLEV - Gelmez. (Bir sessizlik.) Babasıyla üvey annesi adını bile duymak istemiyorlar. Her yana bekçiler koymuşlar, çiftliğe yanaştırılmaması için. (Doktorla birlikte yazı masasına doğru yürürler.) Doktor, kâğıt üzerinde filozof olmak ne kadar kolay, ama aslında ne kadar güç bir şey bu.

SORİNDilber kızdı. DORN - Ne buyurdunuz?

SORİN - Dilber kızdı diyorum. Hatta devlet danışmanı Sorin bir ara âşıktı ona.

DORN - Seni koca çapkın!

(Şamrayev 'in gülüşü işitilir.)

POLİNA ANDREYEVNA - Anlaşılan istasyondan döndü bizimkiler...

TREPLEV - Evet, annemin sesini işitiyorum.

(Arkadina, Trigorin, arkalarından Şamrayev girerler.)

ŞAMRAYEV (Girerken.) - Bizler yaşlanıyoruz, doğanın kör güçleri aşındırıp yok ediyor bizleri de, fakat siz, saygıdeğer hanımefendi siz her dem tazesiniz... Bu parlak bluz, bu canlılık, hareketlerinizdeki bu zarafet...

ARKADİNA - Yine nazarınız değecek, can sıkıcı

adam!

TRİGORÎN (Sorin 'e.) - Nasılsınız, Pyotr Nikolayeviç? Bu ikide bir hastalanmaklar da nedir? Hoş değil! (Maşa 'yi görür, neşeyle.) Marya İlyiniçna!

MAŞA - Tanıdınız demek? (Trigorin 'in elini sıkar.)

TRİGORÎN - Evlendiniz mi?

MAŞA - Çoktan.

TRlGORİN - Mutlusunuz ya? (Dorn ve Medvedenko 'yla selamlaşır, sonra kararsız adımlarla Treplev 'e yaklaşır.) İrina Nikolayevna geçmişi unuttuğunuzu, bana artık kızmadığınızı söylüyordu.

(Treplev elini uzatır ona.)

ARKADİNA (Oğluna.) - Bak, Boris Alekseyeviç yeni hikâyenin yayımlandığı dergiyi getirdi.

TREPLEV (Dergiyi alır, Trigorin 'e.) - Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.

TREPLEV - Bağışlayın, canım istemiyor... Biraz dolaşacağım. (Çıkar.)

ARKADİNA - Onar köpek koyacağız. Doktor, siz benim yerime de koyun. DORN - Başüstüne.

MAŞA - Herkes sürdü mü parasını? Çekiyorum... Yirmi iki!

ARKADİNA - Bende var! MAŞA - Üç! DORN - Pek güzel!

MAŞA - Oynadınız mı üçü? Sekiz! Seksen bir! On! ŞAMRAYEV - Dur, dur, atlı kovalamıyor arkandan! ARKADİNA - Harkov'da bir karşıladılar beni, bir karşıladılar, görecektiniz! Mutluluktan hâlâ başım dönüyor... MAŞA - Otuz dört!

(Sahne gerisinde hüzünlü bir vals çalındığı işitilir.) ARKADİNA - Üniversiteliler alkış tufanına tuttular... Üç sepet çiçek, iki çelenk ve bir de bu... (Göğsündeki broşu çıkarıp masaya atar.)

ŞAMRAYEV - Değerli bir şey bu. MAŞAElli!

DORN - Tam olarak elli mi? ARKADİNA - Göz alıcı bir tuvalet vardı üstümde... Ee, başka şeye karışmam, ama giyinmesini bilirim ben... POLİNA ANDREYEVNA - Kostya çalıyor. İçi sıkılıyor zavallı çocuğun.

ŞAMRAYEV - Gazeteler veryansın ediyorlar aleyhinde.

MAŞA - Yetmiş yedi! ARKADİNA - Aldırmayıversin.

TRİGORİN - Şansı yok. Kendi sesini bulamadı bir türlü. Tuhaf, bulanık, bazen sayıklamaya benzer bir şeyler var yazdıklarında. Kişileri yaşamıyor.

MAŞAOn bir!

ARKADİNA (Göz ucuyla Sorin 'e bakarak.) - Petruşa, sıkılıyor musun? (Bir sessizlik.) Uyumuş.

DORN - Ekselans uyumuş.

MAŞAYedi! Doksan!

TRlGORİN - Ben böyle bir yerde, böyle bir göl kıyısında yaşasam, elime kalem mi alırdım yazmak için? İçimdeki bu tutkuyu yener, balık tutmaktan başka bir şey yapmazdım.

MAŞA - Yirmi sekiz!

TRİGORİN - Bir hani balığı ya da tatlı su levreği yakalamaktan daha büyük zevk mi olur!

DORN - Ben Konstantin Gavrilıç'ın yeteneğine inanıyorum. Bir şeyler var çocukta. Kesinlikle var! İmgelerle düşünüyor. Hikâyeleri canlı, parlak. Kendi payıma, ben çok etkileniyorum onlardan. Üzücü olan, belirli bir amacının olmayışı. Okurda birtakım izlenimler uyandırıyor, hepsi bu... Fakat sadece izlenimlerle nereye kadar gidilir ki! İrina Nikolayevna, oğlunuz yazar diye mutlu musunuz? '

ARKADİNA - İnanır mısınız, henüz hiçbir şey okuyamadım ondan. Fırsat olmadı.

MAŞA - Yirmi altı!

(Triplev sessizce girer, masasına doğru gider.)

ŞAMRAYEV (Trigorin 'e.) - Ha, Boris Alekseyeviç, sizin bir şeyiniz var bizde.

TRİGORİN - Nedir?

ŞAMRAYEV - Konstantin Gavrilıç'in vurduğu bir martı vardı ya hani, bana onun içini doldurtmamı emretmiştiniz.

TRİGORİN - Anımsayamadım! (Bir an düşünür.) Anımsayamadım, hayır!

MAŞA - Altmış altı! Bir!

TREPLEV (Pencereyi ardına kadar açar ve kulak kabartır.) Nasıl da karanlık! İçimdeki bu sıkıntının nedenini bilsem...

ARKADİNA - Kostya, kapa pencereyi, fena esiyor.

(Treplev pencereyi kapar.)

MAŞA - Seksen sekiz!

TRİGORİN - Bayanlar, baylar, tombala!

ARKADİNA (Sevinçli.) - Bravo! Bravo!

ŞAMRAYEV - Bravo!

ARKADİNA - Şansı her zaman her yerde yaver gider bu adamın. (Kalkar.) Haydi gidip bir şeyler atıştıralım şimdi. Ünlü yazarımız bugün öğle yemeği de yemedi. Yemekten sonra devam ederiz. (Oğluna.). Kostya, bırak yazmayı da yemeğe gel.

TREPLEV - Sağol anne, ben tokum.

ARKADİNA - Nasıl istersen. (Sorin 'i uyandırır.) Petruşa, yemek vakti geldi! (Şamrayev 'in koluna girer.) Beni Harkov'da nasıl karşıladıklarını anlatayım size...

(Polina Andreyevna mumları söndürür, Dom 'la birli/ete Sorin 'in tekerlekli koltuğunu iterler. Birlikte sol kapıdan çıkar hepsi. Sahnede, yazı masasında oturmakta olan Treplev kalır sadece.)

TREPLEV (Yazmaya hazırlanır, daha önce yazdıklarını gözden geçirir.) Yeni biçimler konusunda çok söz et tim, ama yavaş yavaş kendimin de basmakalıp bir söyleyişe kaydığını hissediyorum... (Okur.) "Duvardaki afişte deniyor ki...", "Koyu, siyah saçlarla çerçevelenmiş solgun bir yüz..." Deniliyordu ki... çerçevelenmiş... (Karalar.) Bayat sözler bunlar. Kahramanın, yağmurun sesiyle uyanmasıyla başlayacağım, geri kalan her şey dışarı! Mehtaplı gece tasviri, uzun ve özentili. Trigorin için kolay bunlar, kendi yöntemini elde etmiş o... Su bendinde kırık bir şişe ağzının parlaması ve değirmen taşının gölgesi mehtaplı bir gecenin tasviri için yetiyor ona. Bana ise titrek ışıklar, yıldızların yumuşak parıltısı, bir piyanonun uzaklardan gelen ve güzel kokularla dolu dingin havada yitip giden ezgileri gerekli... Ne işkence! (Bir sessizlik). Biçimin eskiliğinde ya da yeniliğinde değil iş, yazdığın şeyi hangi biçimde olduğunu düşünmeden yazmanda, çünkü sözler özgürce akmaktadır ruhundan, bunu gitgide daha iyi anlıyorum... (Birisi masaya en yakın pencereyi tıklatır dışardan.) O da ne? (Pencereden dışarı bakar.) Karanlıktan başka bir şey görünmüyor. (Camlı kapıyı açıp bahçeye bakar.) Basamaklardan aşağı koşuyordu biri. (Seslenir.) Kim var orada? (Çıkar. Terasta hızlı hızlı yürüdüğü duyulur. Yarım dakika sonra Nina Zareçnaya ile döner.) Nina! Sizdiniz demek, Nina! (Nina başını göğsüne dayar onun, sessizce ağlar.)

TREPLEV (Çok duygulanmış.) - Nina! Sizsiniz bu, Nina!.. İçime doğmuştu, bütün gün bir sıkıntı kemirip duruyordu içimi... (Şapkasını ve pelerinini çıkarmasına yardım eder). Oh, biriciğim benim, güzelim, sevgilim! Geldi sonunda! Ama ağlamayalım ne olur!

NİNA - Biri var burada!

TREPLEV - Yok kimse.

NÎNA - Kapıları kilitleyin, içeri giren olur.

TREPLEV - Yok, girmez kimse.

NÎNA - İrina Nikolayevna'nın burada olduğunu biliyorum. Kapıları kilitleyin.

TREPLEV (Sağdaki kapıyı anahtarla kitleı; sohlakine giderken.) - Kilidi yok bunun, şu koltuğu yanaştırayım. (Bir koltuğu itip kapının arkasına dayar). Korkmayın, kimse girmez içeri.

NlNA (Treplev 'in yüzüne dikkatle bakar.) Sıcak, güzel... Konuk salonuydu burası, çok değişmiş miyim?

TREPLEV - Evet. Zayıflamışsınız, gözleriniz daha da irileşmiş... Nina, sizi görmem ne tuhaf! Neden hep kaçtınız benden? Neden şimdiye kadar gelmediniz buraya? Bir haftadır şehirde olduğunuzu biliyorum. Her gün birkaç kez otelinize gelip dilenci gibi pencerenizin altında durdum.

NİNA - Benden nefret edersiniz diye korkuyordum. Her gece düşümde karşılaşıyoruz, tanımıyorsunuz beni... Bilseniz, ah! Geldiğimden beri buralarda dolaşıyorum... Gölün çevresinde... Bir çok kez evinizin yakınına kadar geldim, ama bir türlü cesaret edemedim içeri girmeye. Oturalım hadi. (Otururlar.) Oturalım da konuşalım, doya doya. Ne güzel burası, kuytu, rüzgârı işitiyor musunuz? Bilcümle vardır Turgenyev'de: "Böyle gecelerde, sıcak bir köşesi, bir yuvası olanlara ne mutlu!" Bense bir martıyım... Yok, değil. (Alnını uğuşturur.) Ne diyordum... Ha, Turgenyev... "Tanrı tüm barınaksızlarm yardımcısı olsun..." Neyse. (Hüngür hüngür ağlar.)

TREPLEV - Nina, ağlıyorsunuz yine, Nina!.. NfNA - Ağlayayım, bırakın. Böylece ferahlıyorum biraz, iki yıldır hiç ağlamadım, dün akşam geç vakit tiyat romuz yerinde mi diye bahçeye bakmaya geldim. Baktım, duruyor orada! iki yıldan sonra ilk kez ağladım. İçim açıldı, ferahladım. Bakın, ağlamıyorum artık. (Treplev 'in elini tutar.) Demek, yazar oldunuz. Siz yazar, ben aktrist... Böylece biz de bir girdaba yuvarlandık... Oysa bir çocuk sevinciyle yaşıyordum burada... Sabahları uyanınca bir şarkı tutturuyor, sizi seviyor, şöhret düşleri kuruyordum; ya şimdi? Yarın sabah erkenden üçüncü mevkide köylülerin arasında Yeletz'e gidip kültürlü görünme meraklısı tüccarların yapışkan iltifatlarına katlanmam gerekecek... TREPLEV - Neden gidiyorsunuz Yeletz'e? NİNA - Bütün kış angajmanım var. Vakti geldi. TREPLEV - Nina, nefret ettim, sizden, lanetler yağdırdım; mektuplarınızı, fotoğraflarınızı yırtıp attım. Ama her an, bütün benliğimin, size sonsuzca bağlı olduğunu biliyordum. Sizi sevmemek elimde değil Nina. Sizi yitirdiğim, yazdıklarımın yayımlanmaya başladığı zamandan beri, hayat dayanılmaz bir şey oldu benim için... Sanki ansızın koparıldım gençliğimden ve bazen bu dünyada doksan yıldır yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Size sesleniyor, ayaklarınızın bastığı toprakları öpüyor; nereye baksam yüzünüzü, hayatımın en güzel yıllarında bana ışıldayan o sevgili gülümsemenizi görüyorum...

NİNA (Şaşırmış.) - Neden söylüyor bunları bana, neden?..

TREPLEV - Yapayalnızım, beni ısıtacak hiçbir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık... Nina, yalvarırım burada kalın, ya da bırakın sizinle geleyim...

(Nina aceleyle şapkasını ve pelerinini giyer.)

TREPLEV - Nina, neden? Ne olur, Nina... (Onun giyinmesine bakar. Bir sessizlik.)

NİNA - Arabam bahçe kapısı önünde bekliyor... Gelmenize gerek yok... Ben giderim... (Gözyaşları arasından.) Bir bardak su verir misiniz?

TREPLEV (Suyu verir.) - Şimdi nereye gideceksiniz?

NİNA - Şehire (Bir sessizlik.) İrina Nikolayevna burada mı?

TREPLEV - Evet... Perşembe günü dayım kötüleşti birden, telgraf çektik gelmesi için.

NİNA - Neden bastığım topraklan öptüğünü söyledin bana? Beni öldürmek gerek. (Masaya eğilir.) Öyle yorgunum ki! Dinlenebilsem, birazcık dinlenebilsem!.. (Başım kaldırır.) Birmartıyım ben... Yok, değil, Aktristim. Ah, evet! (Arkadina ve Trigorin 'in gülüşmelerini duyarak kulak kabartır. Sonra soldaki kapıya doğru koşarak anahtar deliğinden bakar.) O da burada demek!.. (Treplev 'e dönerek.) Eh, iyi.. Ne yapalım... Evet... Tiyatroya inanmıyor, hayallerimle alay ediyordu... Böylece ben de inancımı yitirdim yavaş yavaş, hevesim kalmadı... Sonra aşkın getirdiği sorunlar, kıskançlıklar, yavrum için duyduğum sürekli korku... Ufaldım, zavallılaştım, boş bir kalıp gibi oynamaya başladım sahnede... Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, ayakta düzgün durmayı beceremiyor, sesimi denetleyemiyordum... İnsanın çok berbat oynadığını hissetmesi ne korkunç şeydir bilemezsiniz! Bir martıyım ben. Yok, değil. Anımsıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz. Günün birinde bir adam geliyor, görüyor onu ve yapacak başka bir işi olmadığından kıyıyor ona... Küçük bir hikaye konusu... Yok,bu da değildi söylemek istediğim... (Alnım ıığuştu rur.) Ne diyordum?.. Sahneden söz ediyordum, evet. Şimdi öyle değilim artık... Şimdi gerçek bir aktristim, zevk duyarak, coşkuyla oynuyorum; kendimden geçiyorum sahnede ve çok güzel olduğumu hissediyorum... Burada olduğum şu günlerde de yürüyorum hep, yürüyor ve düşünüyorum.. . İçimdeki bir gücün gelişip büyüdüğünü hissediyorum git gide... Kostya, yazmışız, ya da sahnede oynamışız, fark etmez, anlıyorum ki bizim bu işlerde başta gelen şey, parıltı, şöhret filan gibi benim hayal ettiğim o şeyler değil, sabredebilme yeteneğidir... Kaderine katlanmasını bil ve inançlı ol.. İnanıyorum ben ve o kadar çok acı çekmiyorum şimdi... Bir görevim, bir amacım olduğunu düşündüğümde, hayattan korkmuyorum...

TREPLEV (Kederli.) - Siz yolunuzu bulmuşsunuz, nereye gittiğinizi biliyorsunuz... Bense, kime, neye gerekli olduğunu bilmeden, hülyaların, görüntülerin kargaşasında sürükleniyorum... Bir inancım yok. Görevimin, amacımın ne olduğunu da bilmiyorum.

NİNA (Kulak kabartarak.) - Şşş... Şimdi gidiyorum ben. Hoşça kalın. Büyük bir aktrist olduğumda görmeye gelin beni. Söz mü? Ama şimdi... (Elini sıkar.) Geç oldu. Ayakta duracak halim yok... Yorgunum, karnım da çok acıktı...

TREPLEV - Durun, yiyecek bir şeyler getireyim size...

NİNA - Yok, yok... Geçirmeye gelmeyin beni, kendim giderim... Arabam uzakta değil... Demek onu da kendisiyle getirdi? Eh, iyi... Ne yapalım... Trigorin'e bir şey söylemeyin gördüğünüzde... Onu seviyorum... Hatta eskisinden de daha çok seviyorum... Küçük bir hikaye konusu...

Bütün kalbimle seviyorum, umutsuzca... Kostya, ne güzeldi o günler! Anımsıyor musunuz? Hayatımız nasıl da aydınlık, sıcacık, sevinç dolu ve tertemizdi! İnce, narin çiçeklere benzeyen ne duygulardı onlar!.. (Ezberden okur.) "İnsanlar, aslanlar, kartallar ve keklikler, boynuzlu geyikler, kazlar, örümcekler, derin sulann suskun balıklan, de. niz yıldızları ve gözle görülmesi olanaksız varlıklar; tek sözcükle, tüm canlılar, yaşamlarının kederli çemberini tamamlayıp söndüler... Artık binlere yüzyıldır yeryüzü tek bir canlı varlık taşımıyor üzerinde ve bu zavallı ay boşu boşuna yakıyor fenerini. Çayırlarda çığnşarak uyanan turna kuşları yok artık ve ıhlamur korulannda mayısböceklerinin vızıltılan işitilmiyor..." (Treplev'i taşkınlıkla kucaklar ve camlı kapıdan kaçıp gider.)

TREPLEV (Bir sessizlikten sonra.) - Bahçede bir gören olur da anneme söylerse hiç iyi olmaz. Üzülebilir annem... (iki dakika süresince tüm elyazmalarını sessizce yırtar ve masanın altına fırlatır, sonra sağdaki kapıyı açıp çıkar.)

DORN (Soldaki kapıyı açmaya çalışarak.) - Tuhaf şey. Kilitlenmiş sanki... (Girer ve koltuğu yerine koyar.) Engelli koşu! (Arkadina, Polina Andreyevna, arkalarından da şişelerle Yakov ve Maşa sonra Şamrayev ve Trigorin girerler.)

ARKADİNA - Kırmızı şarapla Boris Alekseyeviç'in birasını, şuraya, masaya koyun. Hem oynar, hem içeriz. Buyurun, oturalım.

POLÎNA ANDREYEVNA (Yakov 'a.) - Çayı da getir. (Mumları yakar, oyun masasına oturur.)

ŞAMRAYEV (Trigorin 'i dolaba götürür) - İşte, az önce sözünü ettiğim şey burada... (Dolaptan içine saman doldurulmuş bir martı çıkarır.) Siz ısmarlamıştınız...

TRİGORİN - (Martıya bakar) - Anımsayamıyorum. (Biraz düşünür.) Hayır, anımsamıyorum!

(Sağdan, sahne gerisinden bir silah sesi işitilir; hepsi irkilir.)

ARKADÎNA (Korku içinde.) - Nedir bu?

DORN - Hiç. İlaç çantatndaki şişelerden biri patlamıştır. Kaygılanacak bir şey yok. (Sağdaki kapıdan çıkar, yarım dakika sonra döner.) Tahmin ettiğim gibi. Eter şişesi patlamış. (Bir şarkı mırıldanır.) "İşte yeniden karşında senin, büyülenmiş gibi duruyorum ben..."

ARKADİNA (Yerine oturarak.) - Öff, öyle korktum ki... Birden aklıma... (Yüzünü elleriyle kapar.) Bir an gözlerimin önü karardı...

DORN (Bir dergiyi karıştırarak, Trigorin 'e.) - İki ay kadar önce bir yazı çıkmıştı bu dergide... Amerika'dan gönderilen bir mektup... Size bir şey sormak istiyorum bu konuda. (Kolunu Trigorin 'in beline dolayarak sahne önüne götürür onu.) Çünkü bu sorun çok ilgilendiriyor beni. (Sesini alçaltarak)! îrina Nikolayevna'yı alıp bir yerlere götürün. Konstantin Gavriloviç kendini vurmuş.

PERDE

< Prev. Chapter  |  Next Chapter >