Read synchronized with  English  Russian 
Martı.  Anton Çehov
3 PERDE.
< Prev. Chapter  |  Next Chapter >
Font: 

Sorinlerin yemek odası. Sağda ve solda kapılar. Bir büfe. îlaç dolabı. Odanın ortasında bir masa. Yolculuk hazırlığını gösteren bir bavul ve karton şapka kutuları. Trigorin masada kahvaltı ederken, Maşa onun yanında ayakta durmaktadır.

MAŞA - Yazar olduğunuz için söylüyorum bunları size. İşinize yarayabilir. İnanın, eğer ölümcül biçimde yaralasaydı kendini, bir an bile yaşamazdım ben de. Ama metanetim yerinde yine de. İşte silkindim ve kararımı verdim: Bu aşkı söküp atacağım yüreğimden, kökünden sökeceğim. TRİGORİN - Nasıl?

MAŞA - Evleneceğim. Medvedenko'yla. TRÎGORİN - Şu öğretmenle mi? MAŞA - Evet.

TRİGORİN - Anlamıyorum, ne anlamı var bunun? MAŞA - Umutsuzca sevmenin, yıllardır bir şeyler bekleyip durmanın anlamı var mı? Evlenince aşk mask kalmayacak, yeni kaygılar eski duygulan silip süpürecektir... Sonra bir değişikliktir ne de olsa. Bir tek daha atalım mı? TRİGORÎN - Çok olmaz mı? MAŞA - Yok canım! (Kadehleri doldurur.) Öyle bakmayın bana. Sandığınızdan daha sık içer kadınlar. Benim gibi herkesin gözü önünde içenler azınlıktadır, çoğu gizli içer. Ya. Ve daima votka ya da konyaktır içtikleri. (Kadehini Trigorin 'inkiyle tokuşturur.) Şerefinize! Sade, içten bir adamsınız. Ayrılacak olmamız yazık. (içerler.)

TRİGORİN - Ben de gitmek istemiyorum. MAŞA - Rica edin, kalsın.

TRİGORİN Yok, kalmaz artık. Oğlu son derece dengesiz davranıyor. Bir bakmışsın kendini vurmuş, şimdi de beni düelloya çağıracağı söyleniyor. Niçin bütün bunlar? Somurtuyor, homurdanıyor, yeni biçimler vaaz edip duruyor... Oysa herkese yer var. Ne diye itişip kakışmalı ki?

MAŞA - Kıskançlık da var işin içinde. Neyse, beni ilgilendirmez. (Bir sessizlik. Yakov elinde bavulla soldan sağa doğru gider. Nina girer, pencerenin önünde durur.)

MAŞA - Benim öğretmen akıllı biri değil pek, ama dürüst bir insan ve yoksul. Acıyorum ona. Zavallı, yaşlı annesine de acıyorum. Eh, kalın sağlıcakla. Kemlikle anmayın beni. (Trigorin 'in elini içtenlikle sıkar.) Gösterdiğiniz yakınlığa teşekkür ederim. Bana kitaplarınızı gönderin, ama mutlaka imzalı olarak. Ama sakın "çok sayın" filan diye yazmayın, şöyle deyin yeter: "Kimin nesi olduğunu bilmeyen, bu dünyada ne için yaşadığı belirsiz Marya'ya..." Hoşça kalın! (Çıkar.)

NÎNA (Yumruk biçiminde sıktığı elini Trigorin 'e doğru uzatarak.) - Tek mi çift mi? TRİGORİN - Çift.

NİNA (içini çeker.) - Hayır. Tek bir nohut tanesi var elimde. Aktrist olacak mıyım, olmayacak mıyım diye niyet tutmuştum? Hiç değilse bir akıl veren olsa... TRİGORİN - Böyle işlerde akıl verilemez. NİNA - Ayrılıyoruz artık... ve... belki görüşemeyeceğiz bir daha. Şu küçük madalyonu benden bir anı olarak kabul etmenizi diliyorum. Adınızın baş harflerini kazıttım üzerine... Şu yanda da kitabınızın adı yazılı: "Gündüzler ve Geceler"...

TRİGORİN - Ne zarif şey! (Madalyonu öper.) Olağanüstü güzellikte bir armağan!

NİNA - Arada bir beni anımsayın. TRİGORİN Anımsayacağım. O günlük güneşlik günde olduğunuz gibi anımsayacağım sizi. Bir hafta önce, açık renkli bir giysi vardı üstünüzde hani, konuşmuştuk... beyaz bir martı yatıyordu bankın üzerinde de...

NİNA (Düşünceli.) - Evet, martı... (Bir sessizlik.) Şimdi daha fazla konuşamayacağız, gel enler var... Ayrılmadan önce iki dakika ayırın bana, yalvarırım... (Soldan çıkar. Aynı anda sağdan Arkadina, frak giy inmiş ve nişanlarını takmış olarak Sorin, arkalarından da eşya toplama telaşı içinde Yakov girerler.)

ARKADİNA (Sorin 'e.) - Evde otursana, ihtiyarcık. Romatizmalı bacaklarınla gezmelere gitmek senin nene? (Trigorin 'e). Kimdi az önce buradan çıkan? Nina mıydı? TRİGORİN - Evet.

ARKADİNA - Pardon, engel olduk... (Oturur.) Sanırım toparlandı her şey. Yorgunluktan bittim.

TRİGORÎN (Madalyonun üstündeki yazıyı okur.) "Gündüzler ve Geceler", sayfa 121, 11. ve 12. satırlar...

YAKOV (Masayı toplarken.) - Oltaları da koyayım mı efendim?

TRİGORİN - Evet, daha gerekecekler bana. Ama kitapları birilerine verirsin.

YAKOV - Başüstüne.

TRİGORİN (Kendi kendine.) - Sayfa 121, 11. ve 12. satırlar. Ne var acaba bu satırlarda? (Arkadina 'ya.) Burada benim kitaplarımdan var mı?

ARKADÎNA - Evet, ağabeyimin çalışma odasında, köşedeki dolapta.

TRlGORİN - Sayfa 121... (Çıkar.)

ARKADİNA - Dinle beni Petruşa, evde kal...

SORİN - Siz gittikten sonra burada yaşayamam.

ARKADİNA - Kentte ne var peki?

SORİN Özel bir şey yok, ama yine de... (Güler.)'Belediye Konağı'nm temel atma töreni var falan filan... Birkaç saatliğine de olsa şu durgun hayattan kurtulmak istiyor insan, zifir bağlamış hurda bir ağızlık gibi bir köşede yatıp durmaktan usandım... Atları saat birde getirmelerini emrettim, böylece yola aynı zamanda çıkacağız.

ARKADİNA (Bir sessizlikten sonra.) - Burada kal sen, sıkıntıya kaptırma kendini, üşütme. Oğluma göz kulak ol. Gözün onun üzerinden eksik olmasın. Doğru yolu göster ona. (Bir sessizlikten sonra.) Gidiyorum işte. Konstantin'in kendini neden vurduğunu öğrenemeden. Bence başlıca neden kıskançlık. Bu yüzden de Trigorin'le birlikte buradan ne kadar çabuk gidersem o kadar iyi.

SORİN - Nasıl söylemeli bilmem, ama başka nedenler de var. anlaşılmayacak bir şey değil; aklı başında genç bir adam, burada, bu ıssız köy hayatını yaşıyor. Ne parası, ne toplumda bir yeri, ne geleceği var. Belli başlı bir işi yok. Başı boşluğundan utanıyor ve korkuyor. Çok severim onu, o da bana bağlıdır, ama yine de, ne de olsa, yerinin burası olmadığını biliyor, başkalarının merhametiyle yaşayan bir besleme, bir asalak gibi hissediyor kendini. Şaşacak bir şey yok bunda, gururlu bir insan.

ARKADÎNA - Beni çok tasalandırıyor... (Düşünceli.) Bir işe mi girmeli acaba?

SORÎN (Islıkla bir ezgi çalar, sonra kararsızca.) Bence... Ona biraz para vermen yapılacak en iyi şey olur du. Bir kere doğru dürüst giyinmesi gerek, vesselam... Baksana üç yıldır aynı ceketi taşıyor sırtında, paltosu da yok... (Güler.) Sonra biraz gezip tozması da fena olmazdı delikanlının... Yurtdışına gitmesi filan... Çok para tutmaz bu.

ARKADİNA - Tutmaz olur mu... Kostüm için bir şeyler yapabilirim belki, fakat yurtdışı olmaz... Yok, şu sıra kostüm de olmaz. (Kararlı.) Param yok!

(Sorin güler.)

ARKADİNA - Yok!

SORİN (Islıkla bir ezgi çalar.) - Peki peki. Kusura bakma canım, gücenme... İnanıyorum sana... Gönlü yüce, soylu bir kadınsın sen.

ARKADİNA (Yaşlı gözlerle.) - Param yok!

SORİN - Bende olsa, söylemeye ne gerek, ben verirdim. Ama tek meteliğim yok. (Güler.) Kâhya emekli maaşımı olduğu gibi alıp tarım işlerine, hayvancılığa, arıcılığa harcıyor, paralarım çarçur oluyor. İnekler geberiyor, arılar telef oluyor, atlara gelince, bana kimsenin at verdiği yok zaten.

ARKADİNA - Evet, param var biraz, ama bir aktristim ben. Sadece tuvalet parası yıktı beni zaten.

SORİN - Tatlısın, iyi yürekli bir kadınsın sen... Saygım var sana... Evet... Bana bir şeyler oluyor yine... (Sendeler.) Başım dönüyor. (Masaya tutunur.) Kötüyüm, vesselam...

ARKADİNA (Korkmuş.) - Petruşa! (Tutmaya çalışarak.) Petruşa, ağabeyciğim! (Bağırır.) Yardım edin! Yardım edin bana! (Treplev başında bir sargıyla ve Medvedenko girerler.)

ARKADİNA - Fenalaştı"birden! SORİN - Bir şey değil, bir şey değil... (Gülümser ve su içer.) Geçti... vesselam...

TREPLEV (Annesine.) - Korkma anne, tehlikeli bir şey değil. Bugünlerde sık sık böyle oluyor dayım. (Dayısına.) Dayı, yatmalısın.

SORİN - Evet, biraz... Fakat ne olursa olsun gideceğim kente... Biraz yatıp gideceğim... Kesinlikle... (Bastonuna dayanarak y ürür.)

MEDVEDENKO (Kolundan tutup yürümesine yardım ederek.) - Size bir bilmece: Sabahleyin dört, öğleyin iki, akşamleyin üç ayak üstünde olan nedir? (Güler.) Evet. SORÎN - Geceleyin de sırt üstü. Teşekkür ederim, kendim yürüyebilirim.

MEDVEDENKO - Hadi, hadi, nezakete gerek yok (Sorin 'le birlikte çıkarlar.)

ARKADİNA - Çok korkuttu beni. TRÎGORİN - Köyde yaşaması sağlığına yaramıyor. Sürekli gerilim içinde. Anne, cömertliğin tutsa da ona birkaç bin ruble ödünç versen ne olur? Bütün bir yılı kentte geçirebilirdi böylece.

ARKADİNA - Param yok benim, aktristim ben, banker değil... (Bir sessizlik.)

TREPLEV - Anne, sargımı değiştirir misin? Bu işi çok iyi yaparsın sen.

ARKADİNA (Haç dolabından tentürdiyot ve içinde sargı gereçleri bulunan bir kutu çıkarır.) Doktor da gecikti.

TREPLEV - Onda geleceğini söylemişti, öğle oldu. ARKADİNA - Otur. (Oğlunun başındaki sargıyı çö zer.) Sanki sarık. Dün mutfakta bir yolcu senin hangi milletten olduğunu soruyordu. Fakat yaran iyileşmiş hemen hemen. Kuruması gereken küçük bir yer kalmış sadece. (Oğlunun başını öper.)

Ben yokken silahla oynamayacaksın bir daha, değil mi?

TREPLEV - Yok, anne. Kendimi denetleyemediğim çılgınca bir umutsuzluk anıydı o. Bir daha olmayacak. (Annesinin ellerini öper.) Ellerin büyülüdür senin. Hiç unutmam, devlet tiyatrosunda çalıştığın sırada, ben küçük bir çocuktum, bizim avluda bir kavga çıkmıştı da kiracılardan bir çamaşırcı kadını fena halde hırpalamışlardı. Anımsadın mı? Kadını kaldırıp götürdüklerinde baygındı... iyileşinceye kadar ziyaretine gitmiştin onun, ilaç götürmüştün, çocuklarını çamaşır teknesinde yıkamıştın. Yoksa anımsamıyor musun?

ARKADÎNA - Hayır! (Yeni bir sargı sarar oğlunun başına.)

TREPLEV - Oturduğumuz binada iki de balerin vardı... Sana kahve içmeye gelirlerdi...

ARKADlNA - Bunu anımsıyorum.

TREPLEV - Çok dindar kişilerdi. (Bir sessizlik.) Son zamanlarda, şu son günlerde, tıpkı çocukluğumdaki gibi seviyorum, öyle içten, bütün kalbimle... Senden başka kimsem kalmadı artık. Fakat neden, neden bu adamın etkisinden kurtulamıyorsun?

ARKADlNA - Onu anlayamıyorsun Konstantin... Çok soylu bir insandır o...

TREPLEV - Öyleyse kendisini düelloya çağıracağı mı öğrendiğinde, soyluluğu bir korkak gibi davranmasına neden engel olmadı? Gidiyor. Yüz kızartıcı bir kaçış bu.

ARKADÎNA - Ne saçma şey! Ona buradan gitmesini rica eden benim.

TREPLEV - Çok soylu bir insanmış gerçekten de! Biz burada onun yüzünden neredeyse kavga ederken, o bir yerlerde, parkta ya da salonda üstümüze gülüyordur şimdi... Nina'yı çözümlüyor, dahi bir yazar olduğu konusunda onu kuşkuya yer kalmayacak biçimde ikna etmeye çalışıyor

dur...

ARKADlNA - Bana bu çirkin şeyleri söylemekten özel bir zevk duyuyorsun. Sözünü ettiğin kişiye saygım var ve rica ederim benim yanımda onun için kötü şeyler söyleme.

TREPLEV - Ama benim saygım yok. Senin istediğin, benim de onu bir dahi olarak görmem. Fakat, bağışla, yalan söylemeyi beceremem ben, yazdıklarından bana usanç

geldi artık.

ARKADÎNA - Basit bir kıskançlık olayı bu. Yeteneği olmayıp da hevesi olanların gerçek yeteneklere çamur atmaktan başka yapacakları bir şey yoktur çünkü. Ne denir, bu da bir çeşit avuntu işte!

TREPLEV - (Alaycı.) Gerçek yetenekler! (Öfkeyle.) Sizin topunuzdan çok daha yetenekliyim ben, madem öyle! (Başındaki sargıyı çekip çıkarır.) Siz, tutucular, sanat alanında su başlarını tutmuşsunuz bir kere, kendi dışmızdakilere yaşama hakkı tanımıyorsunuz. Sadece kendi yaptıklarınızı kurala uygun ve gerçek sayıyorsunuz! Sanatçı saymıyorum sizi! Ne seni, ne de onu!

ARKADÎNA - Dekadan!

TREPLEV - Sen sevgili tiyatrona git de, o açması, beş para etmez oyunlarında oyna!

ARKADİNA - Öyle oyunlarda hiçbir zaman oynamadım ben! Bana dil uzatma! Uyduruk bir operet bile yazacak yeteneğin yok senin. Kievli sonradan görme, türedi seni! Asalak!

TREPLEVCimri! ARKADİNA - Kılıksız! (Treplev oturur ve sessizce ağlar.) ARKADlNA - Beş para etmezsin! (Üzüntü ve öfkeyle gezinir.) Ağlama... Ağlama diyorum... (Kendisi de ağlar.) Ağlama diyorum sana... (Oğlunu kucaklar, yüzünü, saçlarını öper.) Sevgili yavrum benim, bağışla günahkâr anneni. Bağışla bu bahtsız kadını.

TREPLEV - (Annesini kucaklayarak.) Ah buseydin! Her şeyimi yitirdim! Beni sevmiyor, yazamaz oldum artık, tüm umutlarım yok oldu...

ARKADİNA - Umutsuzluğa kapılma... Her şey düzelecek... O gidince Nina seni sevecektir yine... (Oğlunun gözyaşlarını kurular.) Yeter. Barıştık artık, değil mi? TREPLEV - (Annesinin ellerini.öper.) Evet anne. ARKADİNA - (Sevecen.) Onunla da barış. Vazgeç düellodan... olmaz mı?

TREPLEV - Peki... Ama izin ver, görmeyeyim onu. Bana ağır geliyor bu. Gücümün üstünde bir şey... (Trigorin girer.) İşte... Gidiyorum ben... (ilaçlan çabucak dolaba koyar.) Sargıyı doktor sarar artık...

TRİGORİN (Kitapta aranarak.) 121. sayfa... 11 ve 12. satırlar... Tamam... (Okur.) "Eğer bir gün hayatım sana gerekecek olursa gel ve al onu..."

(Treplev sargıyı yerden alıp çıkar.) ARKADİNA - (Saate bakarak.) Atlar az sonra koşulmuş olacak.

TRİGORİN - (Kendi kendine.) Eğer bir gün hayatım

sana gerekecek olursa gel ve al onu.

ARKADİNA - Umarım her şeyin toparlanmıştır artık?

TRİGORİN - (Sabırsızlıkla.) Evet... Evet... (Düşünceli.) Temiz bir yürekten kopan bu çağrıda neden bir keder çınıltısı duydum, neden acıyla burkuldu yüreğim?.. Eğer bir gün hayatım sana gerekecek olursa gel ve al onu. (Arkadina 'ya.) Bir gün daha kalalım!

(Arkadina "olmaz" anlamında sallar başını.) TRİGORİN - Kalalım, ne olur! ARKADİNA - Seni burada tutan şeyin ne olduğunu biliyorum canım. Ama kendine hâkim ol. Başın döndü biraz, ayıl.

TRİGORİN - Sen de ayıl, mantıklı, akıllı ol. Çevrende olanlara gerçek bir dost gibi bak ne olur! (Arkadina 'nın elini tutup sıkarak.) Fedakâr bir insansın sen... Arkadaş olalım... Vazgeç benden...

ARKADİNA - (Şiddetli bir heyecan içinde.) Böylesine kapıldın demek?

TRİGORİN - Beni ona doğru çeken bir şey var! Bu belki de bana gereken şeyin ta kendisi.

ARKADİNA - Taşralı bir genç kızın aşkı, öyle mi? Oh, öylesine az tanıyorsun ki kendini!

TRİGORİN - İnsanlar ayakta uyurlar bazen. Şimdi seninle konuşuyorum ya aslında uykudayım sanki ve dü şümde onu görüyorum... Tatlı, olağanüstü düşler kapladı beni... Bırak gideyim, ne olur...

ARKADİNA - (Titreyerek.) Hayır, hayır... Nihayet herhangi bir kadınım ben de, böyle konuşamazsın benimle... Üzme beni Boris... Korkunç bütün bunlar...

TRİGORİN - Istesen olağanüstü olabilirsin. Dünyada mutluluk verebilecek tek şey, taze, şiir dolu, insanı hülyaların dünyasına çeken bir aşk olabilir ancak! Ben böyle bir aşk yaşamadım daha! Gençliğimde, editör kapılarının eşiğini aşındırmaktan, yoksullukla boğuşmaktan vaktim olmadı... Sonunda gelip buldu beni o aşk, el ediyor, çağırıyor... Niye kaçayım ondan?

ARKADİNA - (Öfkeyle.) Sen aklını kaçırmışsın!

TRİGORlN - Varsın olsun!

ARKADİNA - Hepiniz bana acı çektirmek için söz birliği etmişsiniz bugün! (Ağlar.)

TRİGORİN - (Başını ellerinin arasına alır.) Anlamıyor! Anlamak istemiyor!

ARKADİNA - Öylesine yaşlı ve çirkin miyim ki başka kadınlar hakkında utanıp sıkılmadan konuşuluyor benimle? (Trigorin 'i kucaklayıp öper.) Oh, sen çılgına dönmüşsün! Güzelim benim, olağanüstü sevgilim! Sen benim hayatımın son sayfasısın! (Önünde diz çöker.) Sevincim benim, gururum, mutluluğum! (Dizlerine kapanır.) Beni bir saatliğine bile bırakacak olsan yaşayamam, aklımı kaçırırım, olağanüstü erkeğim benim, kulu kölesi olduğum, efendim...

TRİGORlN - Bir gelen olur... (Kalkmasına yardım eder.)

ARKADİNA - Gelsinler, sana olan aşkımdan utanç duymuyorum ki. (Ellerini öper.) Hayatımın zenginliği, deli bozuğum benim; bir çılgınlık yapmak istiyorsun sen, ama ben istemiyorum, bırakmayacağım seni... (Güler.) Benimsin sen... Benim... Bu alın, bu gözler, bu güzelim ipek saçlar benim... Tümüyle bana aitsin sen... Öyle akıllı, öyle yeteneklisin ki... Bugünün yazarlarının hepsinden üstünsün, sen Rusya'nın biricik ümidisin... Sende öylesine içtenlik, yalınlık, tazelik, öyle sağlıklı bir humor var ki... Bir insanı, bir doğa parçasını en belirgin çizgileriyle bir çırpıda yaratabiliyorsun sen. İnsanların yaşıyor senin! Oh, seni heyecana kapılmadan okumanın olanağı var mı! Dalkavukluk yaptığımı, yalan söylediğimi mi sanıyorsun? Şu gözlerime bak... Bak... Bir yalancının gözleri olabilir mi bunlar? Görüyorsun işte, senin gerçek değerini ben biçebilirim ancak, sana doğruyu söyleyen tek kişiyim ben, sevgilim benim, biricik erkeğim... Geliyorsun değil mi? Ha? Bırakmayacaksın beni, değil mi?

TRİGORİN - İradem yok benim... Hiçbir zaman da olmadı...Uyuşuk, gevşek, nereye çekerlerse oraya giden biri... Kadınlar boyle bir erkekten nasıl hoşlanır? Al beni, götür, ama bir adım öteye bırakma kendinden!

ARKADİNA (Kendi kendine.) - Elimdesin artık!.. (Hiçbir şey olmamış gibi pervasızca.) Yine de istiyorsan kalabilirsin tabii. Ben giderim, bir hafta sonra da sen gelirsin. Niye acele edesin ki?

TRÎGORİN - Yok! Birlikte gidelim artık. ARKADÎNA - Sen bilirsin... Madem öyle, birlikte gideriz...

(Bir sessizlik. Trigorin defterine notlar alır.) ARKADİNA - Ne yapıyorsun?

TRÎGORÎN - ilginç bir söz duydum sabahleyin "Kızlar Ormanı"... işe yarar... (Gerinir.) Gidiyoruz demek? Yine vagonlar, istasyonlar, büfeler, pirzolalar, bitmez tükenmez konuşmalar...

ŞAMRAYEV (Girer.) - Arabanızın'hazır olduğunu üzüntüyle bildiririm efendim. Yola çıkmanın vaktidir. Tren ikiyi beş geçe geliyor. Saygıdeğer İrina Nikolayevna, aktör Suzdaltsev'in şimdi nerelerde olduğunu soruşturmayı unutmazsınız değil mi? Hayatta mı? Sağlığı yerinde midir? Bir zamanlar az mı içtik birlikte... "Posta Arabası Soygunu"nda eşsiz bir oyun çıkarmıştı... O zamanlar, hiç unutmam, yine çok seçkin bir kişi olan trajedi aktörü İsmailov ile birlikte çıkarlardı sahneye... Telaş etmeyin saygıdeğer hanımefendi, daha beş dakikanız var... Bir keresinde bir melodramda komplocu rolündeydiler... Ansızın ele geçtiklerinde, "tuzağa düştük" denilmesi gerekirken, "kucağa düştük" demez mi! (Kahkahalarla güler.) Kucağa!...

(Şamrayev konuşmaktayken Yakov aceleyle bavulları taşır. Hizmetçi kız Arkadina 'nın şapkasını, mantosunu, şemsiyesini, eldivenlerini getirir, herkes giyinmesine yardım eder onun. Aşçıbaşı görünür soldaki kapıda, bir süre bekledikten sonra kararsız adımlarla girer. Polina Andreyevna, sonra Sorin ve Medvedenko girerler.)

POLÎNA ANDREYEVNA (Elinde küçük bir sepetle.) - Yol için erik topladım biraz... Çok tatlılar. Canınız yemek ister belki.

ARKADÎNA - Çok naziksiniz Polina Andreyevna.

POLİNA ANDREYEVNA - Yolunuz açık olsun iki gözüm. Bağışlayın, eğer bir kusurumuz olduysa... (Ağlar.)

ARKADÎNA - (Onu kucaklayarak.) Her şey çok iyiydi, çok güzeldi. Ama ne var şimdi ağlayacak!

POLİNA ANDREYEVNA - Ömrümüz geçip gidiyor!

ARKADÎNA - Elden bir şey gelmez ki... SORİN (Sırtında pelerinli palto, başında şapka, elinde baston, odadan geçerek sol kapıdan girer; odadan geçerken.) - îrina, kardeşim, geç kalmayalım! Ben gidip arabaya oturuyorum, vesselam.

MEDVEDENKO - Ben istasyona yayan geleceğim...

sizi uğurlamaya... Gecikmem! (Çıkar.)

ARKADÎNA - Hoşçakalın dostlarım... Kısmet olursa gelecek yaza yine görüşürüz. (Hizmetçi kız, Yakov ve aşçıbaşı elini öperler.) Gönülden çıkarmayın beni. (Aşçıbaşınapara verir.) Bir ruble, üçünüz için.

AŞÇIBAŞI - Allah razı olsun hanımefendi. Yolunuz açık olsun! Minnettarız size.

YAKOV - Hayırlı yolculuklar! ŞAMRAYEV - Mektuplarınızı esirgemezseniz çok mutlu oluruz! Güle güle Boris Alekseyeviç!

ARKADÎNA - Konstantin nerede? Söyleyin, gidiyorum. Vedalaşalım. Eh, hadi hoşça kalın. (Yakov 'a.) Aşçıbaşıya bir ruble verdim, üçünüz paylaşırsınız...

(Birlikte sağdan çıkarlar. Sahne boş kalır. Sahne gerisinden, yolcuların uğurlanışı sırasındaki sesler, bağrışmalar işitilir. Hizmetçi kız girip masadan erik sepetini alır,

çıkar.)

TRİGORİN (Döner.) - Bastonumu unutmuşum. Terasta olmalı. (Soldaki kapıya doğru yürürken Nina 'yla karşılaşır.) Siz misiniz?... gidiyoruz...

NİNA - Bir daha görüşeceğimiz içime doğmuştu... (Heyecanla.) Boris Alekseyeviç, kesin kararımı verdim, ölsem de dönmem artık, sahneye çıkıyorum. Yarın ayrılıyorum buradan, babamı, herşeyi bırakıp yeni bir hayata başlıyorum... Sizin gibi, Moskova'ya gidiyorum ben de... Orada görüşeceğiz.

TRİGORİN (Çevreye bakınarak.) - "Slavyanski Pazar" oteline inin... Hemen haber ulaştırın bana... Molçanovka'da Groholski'nin evi... Acele etmeliyim...

NİNA - Bir dakikacık daha...

TRİGORİN (Hafif sesle.) - Öyle güzelsiniz ki... Yakında görüşeceğimizi düşünmek ne büyük mutluluk! (Nina başını onun göğsüne bırakır.) Bu eşsiz gözleri göreceğim yine, tanımsız güzellikteki bu ince gülüşü, bir meleğinki kadar masum bu güzel yüzü... Canım benim...

(Uzun bir öpüşme.)

(Üçüncü ve dördüncü perdelerin arasında ikiyılhkbir süre geçer.)

PERDE