Read synchronized with  English  Russian 
Martı.  Anton Çehov
1 PERDE.
< Prev. Chapter  |  Next Chapter >
Font: 

Sorin 'in çiftliğinde bahçenin bir bölümü, iki yanı ağaçlı geniş bir yol gerideki göle doğru uzanır. Bir amatör tiyatro gösterisi için yapıldığı belli derme çatma bir sahne gölün görünmesine engel olmaktadır. Sahnenin sağında, solunda fundalıklar. Bir kaç iskemle ve küçük masa.

Güneş az önce batmıştır. Amatör tiyatro gösterisi için hazırlanmış sahnenin inik perdesinin arkasında Yakov ve öteki işçiler çalışmakta, çekiç ve öksürük sesleri işitilmektedir. Parkta bir gezintiden dönen Maşa ile Medvedenko soldan gelirler.

MEDVEDENKO - Neden hep karalar giyersiniz siz?

MAŞA Hayatımın yasını tutuyorum. Mutsuzum.

MEDVEDENKO - Neden ama? (Düşünceli.) Aklım ermiyor. Sağlığınız yerinde. Babanız zengin değil ama, durumu hiç de kötü sayılmaz. Bir de beni düşünün. Ayda topu topu yirmi üç ruble geçiyor elime, emeklilik kesintisi de caba, ama yine de yas tuttuğum yok.

(Otururlar.)

MAŞA - Para... Ne önemi var paranın! İnsan yoksulken de mutlu olabilir.

MEDVEDENKO - Evet, teoride öyle... Ama işin pratiğinde nasıl oluyor bakın: Ben, annem, iki kız, bir de erkek kardeşim topu topu yirmi üç rubleyle geçinmek zorundayız. İnsan dediğin yiyip içer, öyle değil mi? Sonra çay, şeker? Tütün? Çık bakalım işin içinden, çıkabilirsen...

MAŞA (iç sahneye bakarak.) - Gösterinin başlamasına az kaldı.

MEDVEDENKO - Evet. Zareçnaya oynayacak. Oyunun yazarı ise konstantin Gavriloviç. Birbirine âşıklar ve bugün gönülleri tek ve aynı sanatsal görüntüyü yaratmak arzusunda kaynaşacak. Bizim gönüllerimizde ise ortak dokunma noktaları yok. Oysa seviyorum sizi Maşa. Hasretimden evde duramıyorum. Her gün altı verst yaya olarak buraya geliyor, aynı yolu yine yaya olarak gerisin geri dönüyorum da, soğuk bir umursamazlıktan başka bir şey göremiyorum sizde. Evet, anlıyorum tabii. Züğürdün tekiyim, elime bakan koca bir aile var... Kendi karnını doyurmaktan aciz birinin ardından niye gitmeli ki...

MAŞA - Saçma. (Enfiye çeker.) Aşkınız duygulandırıyor beni ama, karşılık veremiyorum, hepsi bu. (Tabakayı uzatır.) Buyurmaz mısınız?

MEDVEDENKO - istemem.

(Sessizlik.)

MAŞA - Ne boğucu hava. Bu gece sanırım fırtına patlar. Siz ya felsefe yapıyor ya da yoksulluktan dem vuruyorsunuz. Size göre yoksulluktan daha büyük mutsuzluk olamaz. Ama bence paçavralar içinde dolanıp da bir dilim ekmeğe muhtaç olmaktan çok daha beter şeyler vardır... Fakat, sizin anlayacağınız bir şey değil bu...

(Sağdan Sorin ve Treplev girerler.)

SORİN - (Bastonuna dayanarak.) Şu köy hayatı bir türlü sinmedi içime oğlum. Alışamayacağım buralara, belli bir şey bu. Dün saat onda kafayı vurup yattığımda, ya da bu sabah dokuzda kalktığımda hep aynı duygu vardı içimde: Sanki çok uzun süren bir uyku yüzünden beynim kafa tasıma yapışmış da falan filan... (Güler.) Öğle yeme ğinden sonra da elimde olmaksızın yatıp uyudum yine, ama kafamın içi kazan gibi, vesselam...

TREPLEV - Doğru. Kentte oturmalısın sen dayı. (Maşa ile Medvedenko 'yu görerek.) Hey, ne işiniz var burada sizin? Başladığı zaman çağırırlar. Ama şimdi gidin lütfen.

SORIN - (Maşa 'ya.) Marya îlyiniçna, ne olur babanıza söyleyin de çözdürsün şu köpeği. Uluyup duruyor. Kızkardeşim dün de gözünü kırpmadı sabaha kadar.

MAŞA - Babamla kendiniz konuşursunuz. Benim işim değil. Beni mazur görün lütfen. (Medvedenko 'ya.) Gidelim!

MEDVEDENKO - (Treplev'e.) Başladığı zaman haberimiz olacak, değil mi?

(Maşa ve Medvedenko çıkarlar.)

SORlN - Demek, it bütün gece uluyacak yine... Şu köyde hiçbir zaman gönlümce yaşayamadım gitti. Bir ay izin alıp geldiğim olurdu, hani dinlenirim filan diye. Ama buradaki saçmalıklarla canımdan bezer, daha ilk günden kaçıp gitmek isterdim. (Güler.) Her zaman zevk duyardım buradan ayrılırken... Gel gör ki, emekli oldum, gidecek yerim yok, vesselam... ister istemez, buradayım...

YAKOV - (Treplev 'e.) Biz göle yıkanmaya gidiyoruz Konstantin Gavriliç.

TREPLEV - Olur. Ama on dakika sonra yerinizde olun. (Saatine bakar.) Neredeyse başlıyoruz.

YAKOV - Başüstüne. (Çıkar.)

TREPLEV - (iç sahneye göz atarak.) - işte sana en âlâsından tiyatro! Perde, birinci kulis, sonra ikincisi, son ra da açık alan. Dekor yok. Doğrudan doğruya gölü ve ufku görüyoruz. Perde tam tamına sekiz buçukta, ay doğarken açılacak.

SORİN - Harika.

TREPLEV - Tabii Zareçnaya gecikirse tüm etki yok olur. Gelmesi de gerek artık. Babasıyla üvey annesi baskı altında tutuyorlar kızı, evden çıkması hapishaneden kaçmak kadar güç. (Dayısının boyunbağını düzeltir.) Tıraş olman gerekmez miydi, saçın sakalın birbirine karışmış...

SORİN (Sakalım tarayarak.) Hayatımın trajedisidir bu. Gençliğimde de böyleydi dış görünüşüm, sanki zil zurna sarhoşmuşum gibi filan. Kadınlar hiçbir zaman sevmediler beni. (Oturur.) Kızkardeşimin keyfi neden bozuk bu gün?

TREPLEV - Neden mi? Canı sıkılıyor. (Sorin 'in yanına oturur.) Kıskanıyor. Oyunda kendisi değil de Zareçnaya oynayacak diye, bana da, gösteriye de, oyunuma da karşı. Tek satırım bilmeden, nefret ediyor oyunumdan. SORÎN - (Güler.) Yok canım, nereden çıkarıyorsun... TREPLEV - Şu küçücük sahnede kendisi değil de Zareçnaya basan kazanacak diye cam şimdiden sıkılmaya başladı bile. (Saatine bakar.) Psikolojik bir garabet örneğidir annem. Yeteneğinden hiç kuşku yok, akıllı bir kadındır: Kitap okurken gözyaşı dökebilir, Nekrasov'un tüm şiirlerini bir çırpıda ezbere okuyuverir sana, biri hasta oldu mu melek gibi titrer üstüne, ama bir başka aktristi övmeye gör yanında! Dünyayı başına yıkar alimallah! Sadece onu övmek, onun hakkında yazmak, "La dame aux camelias " ya da "Hayatın Tütsüleri" oyunlarındaki olağanüstü oyununa hayran kalmak zorundasındır. Tabii, burada, köyde bu afyondan yoksun kaldığı için canı sıkılıyor, öfkeleniyor, he pimiz düşman görünüyoruz gözüne, kabahatliyiz. Sonra boş inançları vardır; yan yana üç mumun yakılmasından, on üç sayısından korkar. Üstelik de cimridir. Odesa'da, bankada yetmiş bin rublesi olduğunu pekâlâ biliyorum. Ama ödünç para iste de göreyim, ağlayıp sızlanmaya başlar.

SORİN - Annemin oyunundan hoşlanmadığını takmışsın aklına, huysuzlamp duruyorsun. Telaşa gerek yok, annen tapıyor sana.

TREPLEV - (Bir çiçeğin yapraklarını kopararak.) Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor... (Güler.) Gördün mü, annem sevmiyor beni. Bunda şaşacak bir şey de yok! Yaşamak istiyor o, âşık olunmak, açık, parlak renkli bluzlar giymek istiyor... Bense yirmi beş yaşıma bastım, ona artık genç olmadığım anımsatıyorumböylece. Ben olmadığımda otuz iki yaşındadır, benim yanımdaysa kırk üçünde... işte bunun için nefret ediyor benden. Bundan başka tiyatrodan hazzetmediğimi de biliyor. O seviyor tiyatroyu, tiyatro yoluyla insanlığa, kutsal sanata hizmet ettiğini sanıyor. Ama bence bugünün tiyatrosu tutuculuktan, boş ve geri şeylerin savunuculuğundan başka bir şey değil. Perde kalkıp da o üç duvarlı odada, sahnenin yapay ışığında, o büyük yeteneklerin, kutsal sanatın yüce kişilerinin, insanların nasıl yiyip içtiğini, seviştiğini, yürüdüğünü, nasıl ceket giydiğini bize betimlediklerini gördüğümde; bayağı tablolar ve tümcelerle, ancak mankafaların işine yarayacak o küçük, basit ahlakı şırınga etmeye çalıştıklarım izlediğimde; binlerce değişik görüntü arkasında hep aynı bayağı şeyi ısıtıp ısıtıp sunduklarında; kabalığı ve bayağılığıyla üstüne bir karabasan gibi çöken Eyfel kulesinden Maupassant'ın kaçması gibi, kaçıp gidiyorum ben de.

SORÎN - Tiyatrosuz yapamayız. TREPLEV - Yeni biçimlere gereksinim var. Yeni biçimler bulunamıyorsa eğer, hiçbir şey olmasın daha iyi. (Saatine bakar.) Annemi seviyorum, hem de çok. Fakat anlamsız bir yaşam sürdürüyor, adı ayyuka çıktı şu yazarla birlikte, gün geçmiyor ki gazetelerin dedikodu sayfalarında ondan söz edilmesin. Bu da bıktırdı beni. Bazen de sıradan bir ölümlünün bencilliğini duyuyorum içimde; annemin ünlü bir aktrist olmasına üzülüyorum, herhangi bir kadın olsaydı daha mutlu olurdum gibi geliyor bana. Kimi zaman ünlü kişilerle tepeleme dolu olurdu evimiz; aktörler, aktristler, yazarlar... Aralarında hiçbir değeri bulunmayan bir ben olurdum sadece, sırf onun oğlu olduğum için varlığına katlanılan... Dayı, insanı bundan daha çok ezen, bundan daha aptalca bir durum olabilir mi?.. Kimim ben? Neyim? Üniversitenin üçüncü sınıfından, hani derler ya, elde olmayan nedenlerle ayrılmak zorunda kalmış, yeteneksiz, meteliksiz, nüfus kâğıdıma göre de Kiev doğumlu, aşağı orta tabakadan biri... Gerçekten de, ünlü bir aktördü, ama Kiev'in aşağı orta tabakasındandı babam... Böyle işte... Annemin konuk salonunda tüm bu sanatçılar, yazarlar, yücegönüllü ilgilerini bana yönelttiklerinde, bakışlarıyla hiçliğimi ölçüyorlarmış gibi gelir, düşüncelerini okur, alçalmışlığımın acısı altında ezilirdim.

SORİN - Hazır sözü açılmışken, şu yazar nasıl bir adam Alla'sen? Anlamak güç. Susuyor hep.

TREPLEV - Akıllı, sade, biraz da melankolik biri. Efendi ve ölçülü. Kırkında bile değil daha, ama şimdiden ünlü ve gırtlağına kadar doymuş hayata... Yazdıklarına ge linçe... bilmem., nasıl söylemeli? Hoş ve ilginç... fakat Tolstoy ya da Zola'dan sonra Trigorin okumak istemiyor insan. SORÎN - Kim ne derse desin, yazarları severim doğrusu. Bir zamanlar iki şeyi tutkuyla istemiştim: Evlenmek ve yazar olmak. Fakat ne biri oldu, ne öteki... Ya, küçük bir yazar olmak bile fena olmasa gerek vesselam.

TREPLEV - (Kulak kabartarak.) Ayak sesleri duyuyorum... (Dayısını kucaklar.) Onsuz yaşayamam... Adımlarının sesi bile ne kadar güzel... Çılgınca mutluyum. (Sahneye girmekte olan Nina Zareçnaya 'ya doğru hızlayürür.) Büyüleyici peri, düşlerimin sevgilisi...

NİNA - (Heyecanlı.) Geç kalmadım ya... Ha, geç kalmadım değil mi?..

TREPLEV - (Ellerini öperek.) Hayır, hayır, hayır... NÎNA - Gün boyunca tedirginlik içinde kıvrandım durdum, ne korkunçtu tanrım! Babam bırakmayacak diye ödümkopuyordu... Bereket versin bir yere gittiler üvey annemle. Gök kızarıyor, ay doğdu doğacak, atı deli gibi sürdüm... (Güler.) Öyle sevinçliyim ki şimdi. (Sorin'in elini

kuvvetle sıkar.)

SORÎN - Gözler... ağlamaktan kızarmışlar belli ki...

Yok yok! îyi bir şey değil bu.

NÎNA - Öyle.. Nasıl soluk soluğayım baksanıza. Yarım saat sonra da döneceğim, acele etmem gerek. Yok, yok ne olur bırakın da gideyim... Babam burada olduğumu bilmiyor.

TREPLEV - Hemen başlamalıyız zaten. Gidip herkese haber vereyim.

SORÎN - Bu işi ben yaparım, olur biter. Hemen gidiyorum. (Sağdan çıkarken bir şarkı mırıldanır.) "îki asker Fransa'ya dönerken..." (Durup çevresine bakınır.) Bir keresinde yine böyle şarkı söylüyordum da bir savcı yardımcısı arkadaş "Sesiniz pek gür ekselans!" demişti. Sonra biraz düşünüp eklemişti: "Ama çirkin." (Gülerek çıkar.)

NÎNA - Babamla karısı buraya gelmeme izin vermiyorlar. Burada bohem hayatı yaşanıyormuş... Aktrist olmamdan korkuyorlar... Benim gönlünlse, tıpkı bir martı gibi, buraya, bu göle doğru akıyor... Yüreğim sizinle dopdolu... (Çevreye bakınır.)

TREPLEV - Yalnızız.

NİNA - orada biri var gibi...

TREPLEV - Yok kimse.

(Öpüşürler.)

NİNA - Ne ağacı bu?

TREPLEV - Karaağaç.

NİNA - Neden kapkara öyle?

TREPLEV - Akşam oldu, her şey kararıyor. Yalvarırım erken gitmeyin.

NlNA - Olanaksız.

TREPLEV - Peki, ben size gelsem, Nina? Tüm gece boyunca, sabaha kadar, bahçede durup pencerenize bakmak için...

NÎNA - Olmaz, bekçi görür. Köpek de alışkın değil size, havlar.

TREPLEV - Seviyorum sizi.

NİNA ...

TREPLEV - (Ayak sesleri duyarak). Kim var orada? Siz misiniz Yakov?

YAKOV - (Sahne gerisinden.) îyi bildiniz efendim.

TREPLEV - Yerlerinizi alın. Tam zamanıdır. Ay doğuyor.

NİNA - Gerçekten de.

TREPLEV - İspirto hazır mı? Kükürt de tamam, değil mi? Kızıl gözler göründüğünde kükürt kokusu yayılacak. (Nina 'ya.) Sahneye geçebilirsiniz, her şey tamam. Heyecanlı mısınız?

NİNA - Çok... Anneniz neyse, ondan çekinmiyorum, ama Trigorin de burada... Korkunç bir şey onun karşısında oynamak, utanıyorum da... Ünlü bir yazar... Genç mi?

TREPLEV - Evet.

NİNA - Olağanüstü güzellikte hikâyeleri var!

TREPLEV - (Soğuk.) Bilmem, okumadım.

NİNA - Sizin oyununuzda oynamak güç bir şey. Canlı kişiler yok.

TREPLEV - Canlı kişiler! Hayatı olduğu ya da olması gerektiği gibi değil, hayalimizde canlandırdığımız gibi betimlemek gerekir.

NİNA - Çok az hareket var oyununuzda, sadece okuma. Oysa bir oyunda bence mutlaka aşk olmalı... (Birlikte sahne arkasına giderler.)

(Polina Andreyevna ve Dorn girerler.)

POLİNA ANDREYEVNA - Hava nemleniyor. Gidip lastik çizmelerinizi giyin.

DORN - Ben yanıyorum.

POLİNA ANDREYEVNA - Hiç korumuyorsunuz kendinizi. İnatçılık ediyorsunuz. Bir doktor olarak nemli havanın size ne kadar zararlı olduğunu pekâlâ bilirsiniz de, amacınız bana acı çektirmek. Dün akşam da mahsustan oturdunuz terasta...

DORN (Birşarkı mırıldanır.) - 'söz etme, gençliğimi mahvettiğinden...'

POLÎNA ANDREYEVNA - îrinaNikolayevna ile öyle tatlı sohbet ediyordunuz ki havanın soğuduğunu fark etmediniz bile... Doğru söyleyin, hoşlanıyorsunuz ondan, değil mi?

DORN - Yaşım elli beş.

POLÎNA ANDREYEVNA - Boş lakırdı, erkekler için yaşlılık değildir ki bu. Kendinizi çok güzel korumuşsunuz, hâlâ hoşuna gidiyorsunuz kadınların.

DORN - Peki ne istiyorsunuz?

POLÎNA ANDREYEVNA Bir aktrist gördünüz mü hepiniz yerlere kapanmaya hazırsınız. Hepiniz!

DORN (Bir şarkı mırıldanır.) - "işte yeniden karşında senin..." Toplumda sanatçılara hayranlık duyuluyor, onlara, sözgelimi tüccarlara olduğundan daha başka türlü davranılıyorsa, eşyanın doğasına uygun bir şeydir bu. Bir çeşit idealizmdir.

POLlNA ANDREYEVNA - Kadınlar her zaman âşık oldular size, kucağınıza attılar kendilerini. Bu da mı idealizm?

DORN (Omuzlarını silkerek.) - Ne var bunda? Kadınlarla gerçekten de çok iyi olmuştur ilişkilerim. Bende her şeyden önce becerikli bir hekimi sevdiler. On, on beş yıl kadar önce bütün bu il çevresinde, anımsayacaksınız, doğru dürüst tek doğum hekimi bendim. Sonra, her zaman dürüst olmuşumdur insan ilişkilerinde.

POLiNA ANDREYEVNA (Dorn 'un elini tutarak.) Canım benim!

DORN - Yavaş. Gelen var.

(Sorin, kolunda Arkadina, yanlarında Trigorin, Şamrayev, Medvedenko ve Maşa girerler.)

ŞAMRAYEV - Onu 1873 'te Poltava panayırı sırasındaki oyununda görecektiniz, ne harika kadındı! Şimdi bile heyecanlanıyorum düşünürken! Harika bir oyuncuydu! Ya komik Çadin, Pavel Semyoniç Çadin, onun nerede olduğunu biliyor musunuz? Rasplyuyev rolünde onun gibisi yoktu. Sadovski'den bile üstündü, inanın hanımefendi. Kendisi acaba nerede şimdi?

ARKADİNA - Durmadan birtakım Nuh nebiden kalma şeyleri sorup duruyorsunuz. Nereden bileyim canım! (Oturur.)

ŞAMRAYEV (içini çekerek.) - Paşka, Çadin! Ben öyle oyuncuyu nereden bulayım şimdi! Tiyatro çok şey yitirdi, îrina Nikolayevna! Eskiden güçlü meşe ağaçları vardı, şimdi karşımıza çıkanlar ise bildiğimiz kütük.

DORN - Büyük yıldızların azaldığı doğru, ama buna karşılık ortalama oyuncunun düzeyi çok yükseldi.

ŞAMRAYEV - Sizinle uzlaşmama olanak yok. Bununla birlikte zevk sorunudur, tartışılmaz. De gustibus aut bene, aut nihil.

(Treplev sahne arkasından bakar.)

ARKADÎNA - Sevgili oğlum, ne zaman başlıyor?

TREPLEV - Az sonra. Biraz sabretmenizi diliyorum.

ARKADİNA (Hamlet 'ten okur.) - "Öyleyse neden kötülüğe teslim ettin kendini, aşkı cinayetin uçurumunda aradın?"

(Sahne gerisinden boru sesi gelir.)

TREPLEV - Bayanlar, baylar, başlıyoruz! Lütfen dikkat! (Sessizlik.) Başlıyorum. (Bir değnekle yere vurur ve yüksek sesle konuşur.) Sizler, ey geceleyin bu gölün üzerinde uçuşan eski zaman gölgeleri, saygıdeğer hayaller, uyutun bizleri, uyutun ki iki yüz bin yıl sonra olacakları görelim! . SORİN - îki yüz bin yıl sonra hiçbir şey olmayacak.

TREPLEV - Öyleyse bırakalım da bu hiçbir şeyi göstersinler bize.

ARKADÎNA - Bırakalım. Biz uyuyoruz.

(Perde kalkar. Göl gözler önüne serilir. Ufukta ay ve ışıklarının suda yansımaları. Nina Zareçnaya tepeden tırnağa ak giysiler içinde, büyücek bir kaya üzerinde oturmaktadır.)

NÎNA - İnsanlar, aslanlar, kartallar ve keklikler, boynuzlu geyikler, kazlar, örümcekler, derin suların suskun balıklan, deniz yıldızları ve gözle görülmesi olanaksız varlıklar; tek sözcükle, tüm canlılar, yaşamlarının kederli çemberini tamamlayıp söndüler... Artık binlerce yüzyıldır yeryüzü tek bir canlı varlık taşımıyor üzerinde ve bu zavallı ay boşu boşuna yakıyor fenerini. Çayırlarda çığrışarak uyanan turna kuşları yok artık ve ıhlamur korularında mayıs böceklerinin vızıltıları işitilmiyor. Soğuk, soğuk, soğuk... Boşluk, boşluk, boşluk... Dehşet, dehşet, dehşet... (Sessizlik.) Tüm canlı yaratıkların vücutları toza dönüştü ve sonsuz madde onları taşa, suya, buluta çevirdi ve hepsinin ruhları tek bir ruhta birleşti. Evrensel dünya ruhunda... O benim, ben... Büyük iskender'in ruhu da, Sezar'ınki de, Shakespeare'inki de, Napoleon'unki de ve sülüklerin en değersizinin ruhu da bendedir, insanların bilinçleri ve hayvanların içgüdüleri birleşip kaynaştılar bende ve ben her şeyi, her şeyi, her şeyi anımsıyor, tüm hayatları yeniden yaşıyorum kendimde...

(Bataklık gazlarının alevleri görünür.) ARKADÎNA (Yavaş sesle.) - Dekadanca bir şey bu. TREPLEV (Yalvarırcasına, sitemle.) - Anne! NÎNA - Yalnızım, yapayalnız. Bir şey söylemek için yüzyılda bir açarım ağzımı ve sesim bu boşlukta kederle çınlar ve hiç kimselere ulaşmaz... Sizler de, ey solgun alevler, işitmiyorsunuz beni... Sabah öncesinde çamurlu bataklıktan yükselirsiniz siz ve tan vaktine kadar sürtüp durur · sunuz, düşüncesizce, iradesizce, hiçbir yaşam kıpırtısı taşımaksızın... Sonsuz maddenin babası şeytan, bir yaşam kıpırtısı doğar korkusuyla, taşlarda ve sularda olduğu gibi her an sizlerin atomlarını da değiştirir ve durmaksızın değişirsiniz. Evrende sürekli ve değişmez olarak bir tek ruh kalır sadece. (Sessizlik.) Bomboş, derin bir kuyuya atılmış bir tutsak gibi, neredeyim, beni ne bekliyor, bilmiyorum. Fakat bir tek şey var bildiğim, çok iyi bildiğim: Maddi güçlerin yaratıcısı şeytanla amansız, acımasız kavgada, zafer mutlaka benim olacak ve sonuçta da madde ile ruh eşsiz bir uyumda birleşip kaynaşacak, bu ise dünyasal iradenin egemenliği olacaktır. Fakat uzun, yavaş, binlerce yıllık bir sürecin sonrasında hem ay, hem parlak Sirius, hem yeryüzü toza dönüştükten sonra gerçekleşecek bu... Ama o zamana kadar dehşet, dehşet... (Sessizlik. Göl üzerinde . iki kızıl ışık görünür.) İşte, amansız düşmanım şeytan yaklaşıyor... korkunç, kızıl gözlerini görüyorum onun...

ARKADÎNA - Kükürt koktu. Bu da oyunun gereği mi?

TREPLEV - Evet.

ARKADİNA (Güler.) - Anladım, efekt...

TREPLEV - Anne!

NİNA - İnsansız canı sıkılıyor onun...

POLİNA ANDREYEVNA (Dom 'a.) - Şapkanızı çıkardınız. Giyin, yoksa üşütürsünüz.

ARKADİNA - Doktor, sonsuz maddenin babası şeytana hürmetten çıkardı şapkasını.

TREPLEV (Öfkeyle bağırır.) - Oyun bitti! Yeter! Perde!

ARKADİNA - Kızacak ne var canım?

TREPLEV - Yeter! Perde! İndirin perdeyi! (Tepinir.) Perde! (Perde iner.) Kabahat bende. Oyun yazmanın, sahneye çıkmanın çok az sayıda seçkin kişiye vergi olduğunu gözden kaçırdım. Tekelinizi bozdum! Bana... ben... (Bir şeyler daha söylemek isterse de, elini sallar, soldan çıkar.)

ARKADİNA - Nesi var bunun?

SORİN - Kalbini kırdın.

ARKADİNA - Başta, bunun bir şaka olduğunu söyleyen kendisiydi, ben de şaka gibi aldım işi.

SORİN - Ama ne olursa olsun...

ARKADİNA - Şimdi anlaşılıyor ki büyük bir sanat eseri yazmış! Bakın şu işe! Demek bütün bu düzenlemeler, kükürt kokutmalar, şaka için değil de sanatsal bir gösteri içinmiş... bize nasıl oyun yazılacağını ve nasıl oynanacağını öğretmek istemiş. Ama bir yerden sonra can sıkıcı bütün bunlar. Bana karşı, bu sürekli olarak tedirgin edici tavırları, iğneli sözleri, bilmem, ama kimin olsa canım sıkar!

SORİN - Seni memnun etmek istedi...

ARKADİNA - Öyle mi? Peki, sıradan bir oyun seçmeyip de bizi bu dekadanca sayıklamayı dinlemek zorun da bırakmasına ne demeli? Şaka için olduktan sonra sayıklama dinlemeye de hazırım. Ama öyle değil bu. Yeni biçimler, sanatta yeni bir dönem iddiaları var burada. Aslmdaysa, yeni biçim filan laf, huyu kötü, hepsi bu.

TRİGORİN - Herkes isteğine ve becerisine göre yazmakta özgürdür.

ARKADİNA - Varsın yazsın istediğini ve becerebildiğini, beni rahat bıraksın da...

DORN - Jüpiter, öfkelendin!

ARKADİNA - Jüpiter değilim ben, kadınım. (Bir sigara y akar.) Öfkelenmiş de değilim, sadece genç bir insan böyle can sıkıcı şeylerle neden vakit öldürür diye üzülüyorum. Kalbini kırmak istememiştim.

MEDVEDENKO - Ruhun maddeden ayrılabileceği konusunda bir dayanağımız yok. Çünkü belki de ruhun kendisi maddi atomların bir toplamıdır. (Trigorin 'e, heyecanla.) Bakın, şu bizim öğretmenlerin hayatı üstüne bir oyun yazıp sahnede oynamak çok ilginç olurdu! Güç bir hayat bu, çok güç!

ARKADİNA - Diyecek yok... Ama oyunları da, atomları da bir yana bırakalım şimdi. Ne güzel bir akşam! Bir yerlerde şarkı söyleniyor, işitiyor musunuz? (Kulak kabartır.) Ne kadar hoş!

POLÎNA ANDREYEVNA - Öbür kıyıda söylüyorlar.

(Sessizlik.)

ARKADİNA (Trigorin 'e.) - Yanıma otursamza. On on beş yıl kadar önce bu gölün üstünde her gece müzik ve şarkı sesleri çınlardı. Şu gördüğünüz kıyıda altı malikâne vardır. Anımsıyorum da şimdi, o kahkahaları, cümbüşleri, ateş etmeleri, o bitmez tükenmez aşk ilişkilerini... O za manlar bütün bu çevrelerin jeunepremier 'i, taptığı kişi, işte şu gördüğünüz (Dorn 'u gösterir.) doktor Yevgeni Sergeiç'di. Şimdi de başını döndürebilir kadınların, ama o zamanlar karşı durulmaz bir çekiciliği vardı. Biliyor musunuz, rahat değil içim. Niye kırdım zavallı çocuğu sanki? (Seslenir.) Kostya! Oğlum! Kostya! . MAŞA - Gidip arayayım onu.

ARKADÎNA - Lütfen cancağızım.

MAŞA (Bağırarak soldan çıkar.) Konstantin Gavriloviç! Konstantin Gavriloviç neredesiniz! Konstantin Gavriloviç!

NİNA (iç sahneden çıkarak.) - Anlaşılan devam etmeyecek, çıkabilirim. Selamlar! (Arkadina ve Polina Andreyevna ile öpüşürler.)

SORİN - Tebrikler! Tebrikler!

ARKADİNA - Bravo! Bravo! Zevkle izledik, insanın böyle bir güzellik, böyle harika bir sesle köyde oturması günahtır vallahi. Yetenek var sizde. Bakın, mutlaka sahneye çıkmalısınız siz!

NÎNA - Ah,benimhayalimdirbu! (içini çeker.) Fakat bu hayal hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

ARKADÎNA Kim bilir? Size Trigorin' i takdim edeyim. Boris Alekseyeviç.

NÎNA - Ne kadar sevindim... (Utangaç, şaşkın.) Sizi hep okurum...

ARKADÎNA (Nina 'yi yanına oturtarak.) - Sıkılmayın cancağızım. Ünlüdür, ama burnu büyük değildir. Bakın, görüyor musunuz, o da sıkılıyor...

DORN - Şu perde kalkabilir artık değil mi, insanın içi kararıyor.

ŞAMRAYEV (Bağırır.) - Yakov, şu perdeyi kaldırıver aslanım! (Perde açılır.)

NÎNA (Trigorin 'e.) - Tuhaf bir oyun, öyle değil mi?

TRÎGORÎN - Balık tutmaya bayılırım. Akşam üstü oturup da olta mantarının su üstünde kımıldanışını seyretmekten daha büyük bir keyif yoktur benim için.

NÎNA - Ama ben bir kez yaratma zevkini tatmış olan kimse için başka bir zevk olamayacağım sanıyorum.

ARKADÎNA (Güler.) - Aman böyle şeyler söylemeyin, iltifat edildiğinde neye uğradığını şaşırıyor çünkü.

ŞAMRAYEV - Anımsıyorum da şimdi, bir gün Moskova'da, Opera'dayız... Ünlü bas Silva, en alt perdeden bir do sesi çıkardı sahnede. Balkondaki izleyiciler arasında, şu rastlantıya bakın, bizim kilise korosundan bir bas oturuyor. Seninki ansızın, şaşkınlığımızı tasavvur edin, bir perde daha aşağıdan "Bravo Silva!" diye gürlemez mi... Bakın şöyle: (Altperdeden bir basla.) "Bravo Silva!.." Tiyatro dondu, kaldıydı...

(Sessizlik.)

DORN - Şeytan geçti.

NÎNA - Gitmeliyim ben. Hoşça kalın.

ARKADİNA - Nereye? Böyle erkenden? Yo, bırakmayız sizi.

NÎNA - Babam bekliyor.

ARKADİNA - Bu da nasıl bir adam böyle canım!.. (Öpüşürler.)

NÎNA - Buradan gitmenin benim için ne kadar güç olduğunu bilseniz...

ARKADİNA - Bari birisi eşlik etseydi size yavrucuğum.

NlNA (Ürkmüş.) - Yo, yo, olmaz! SORÎN (Yalvarırcasına.) - Kalın, ne olur! NÎNA - Olanaksız, Piyotr Nikolayeviç. SORİN - Bir saatliğine, ne var ki bunda... NİNA (Bir an düşünür, ağlamaklı.) - Olanaksız! (Sorin 'le el sıkışır ve hızla çıkıp gider.)

ARKADlNA - Talihsiz kız. Söylediklerine göre rahmetli annesi servetinin tümünü, son kuruşuna kadar kocasına bırakmış. Adam da vasiyetnamesinde varını yoğunu ikinci karısına bıraktığı için, kızcağızın hiçbir şeyi yok. Olacak iş değil doğrusu.

ŞAMRAYEV - Evet, hakkını teslim etmek gerekirse babacığı eşi az bulunur bir hayvandır.

SORlN (Üşümüş ellerini oluşturarak.) - Biz de gidelim artık dostlar, hava nemlendi. Bacaklarım sızlıyor.

ARKADİNA - Zaten bacakların tahtadan sanki, güçlükle sürüklüyor sun! Ne yapalım, gidelim bari zavallı ihtiyarcık... (Koluna girer.)

ŞAMRAYEV (Karısına kolunu vererek.) - Madam... SORÎN - Köpek havlıyor yine... (Şamrayev'e.) Ilya Afanasyeviç, çok rica ederim çözdürün şu hayvanı.

ŞAMRAYEV - Olamaz Pyotr Nikolayeviç, ambarahırsız girmesinden korkarım, îçerde darı var. (Yanı sırayürüyen Medvedenko 'ya.) Tam anlattığım gibi, bir perde daha aşağıdan, "Bravo Silva"... Hem de opera şarkıcısı değil de, sıradan bir kilise türkücüsü yapıyor bunu.

MEDVEDENKO - Bir kilise türkücüsünün maaşı ne kadardır? (Dorn 'dan başka herkes çıkar.)

DORN (Yalnız). - Ya hiçbir şey anlamıyorum bu işten, ya da aklımı kaçırdım, ama bu oyun hoşuma gitti be nim... Söylemek istediği bir şeyler var... Bu kız yalnızlıktan söz ederken, sonra şeytanın kızıl gözleri göründüğünde heyecandan ellerimin titrediğini hissettim... Taze, naif bir şeyler vardı... Hah, geliyor galiba. Ona oyunuyla ilgili birçok güzel şey söylemek geliyor içimden...

TREPLEV (Girer.) - Kimse kalmamış.

DORN - Ben varım.

TREPLEV - Maşonka dört dönüyor parkta, beni arıyor. Çekilmez yaratık!

DORN - Konstantin Gavriloviç, çok sevdim oyununuzu. Biraz tuhaf bir şey, sonra sonunu da izleyemedik, ama yine de güçlü bir etki uyandırdı bende. Yetenekli bir insansınız siz, bırakmayın bu işin ardını.

(Treplev kuvvetle sıkar Dorn 'un elini ve tutkuyla kucaklar.)

DORN - Ne kadar sinirlisiniz böyle! Gözlerden yaşlar fışkırdı fışkıracak... Bakın, ne diyeceğim: Konunuzu soyut düşünceler oluşturuyor. Öyle de olması gerekir. Çünkü bir sanat yapıtı mutlaka büyük bir düşünceyi dile getirmelidir. Ancak ciddi olan şey güzel olabilir. Ne kadar solgunsunuz?

TREPLEV - Demek yazmayı sürdürmeliyim sizce?

DORN - Evet... Fakat sadece önemli ve kalıcı olanı betimleyin. Biliyor musunuz, oldukça renkli bir ömür sürdüm ben. Hayatımdan hoşnuttum. Fakat sanatçıların yaratıcılık anında duydukları o ruh yücelmesini duymuş olsaydım, öyle geliyor ki bana, maddi olan her şeyi küçümserdim ve ruhum kanatlanmışçasma yükselirdi.

TREPLEV - Özür dilerim, Zareçnaya nerede?

DORN - Bir şey daha söylemek istiyorum bakın: Bir yapıt, açık, kesin, belirli bir düşünceyi içermelidir. Belirli bir amaç olmadan yola çıkarsanız, ya yolunuzu şaşırırsınız, ya da yeteneğiniz yok eder, sizi.

TREPLEV (Sabırsız.) - Zareçnaya nerede?

DORN - Evine döndü.

TREPLEV (Ümitsiz.) - Ne yapmalı şimdi? Görmeliyim onu... Mutlaka görmeliyim.. Gidiyorum oraya... (Maşa girer.)

DORN (Trepler 'e.) - Biraz sakin olun dostum. TREPLEV - Ne olursa olsun gideceğim oraya. Gitmeliyim.

MAŞA - Konstantin Gavriloviç, anneniz sizi bekliyor evde. Çok merak ediyor.

TREPLEV - Arabaya binip gittiğimi söyleyin ona. Ve rica ediyorum hepinizden, beni rahat bırakın! Bırakın diyorum! Bırakın peşimi!

DORN - Fakat, fakat olmaz ki böyle yavrucuğum... iyi değil bu...

TREPLEV (Gözleri yaş içinde.) - Hoşça kalın doktor. Teşekkür ederim size... (Çıkar.)

DORN (içini çeker.) - Ah, gençlik, gençlik!

MAŞA - Söyleyecek başka bir şey bulamadılar mı, gençlik, gençlik derler... (Enfiye çeker.)

DORN (Maşa 'nın elinden tabakayı çekip alarak fundalıklara fırlatır.) - iğrenç bir şey bul (Sessizlik.) Müzik sesi geliyor evden. Gidelim hadi.

MAŞA - Durun.

DORN - Ne var?

MAŞA - Size söylemek istediğim bir şey var yine... Öyle konuşma isteğiyle dolu ki içim... (Heyecanlanmıştır.) Babamı sevmiyorum... ama yüreğimde size karşı sevgi var... Nedense tüm benliğimle bana yakın olduğunuzu hissediyorum. .. Bana yardım edin, yardım edin, yoksa bir aptallık yapacak, hayatımla oynayıp berbat edeceğim onu... Daha fazla dayanamayacağım artık.

DORN - Nedir, ne yardımı?

MAŞA - Acı çekiyorum. Hiç kimse, hiç kimse farkında değil çektiğim ıstırapların! (Başını Dorn 'un göğsüne koyar, yavaş sesle.) - Konstantin'i seviyorum.

DORN - Hepiniz nasıl da çılgına dönmüşsünüz! Nasıl da! Ve ne kadar çok aşk var böyle.. Ey büyüleyici göl... sensin nedeni bunların... (Sevecen.) Fakat ne yapabilirim ben çocuğum? Ne gelir elimden? Ne?

PERDE